13 Aralık 2008 Cumartesi

Malta: Dil

Malta'ya geldiğimizden beri yazdığım yazılarda dilden de az çok bahsettim. Ancak Maltaca öylesine kendine özgü bir dil ki hakkında ayrıca bir yazıyı hak ediyor.

Öncelikle dilin kökenine bir göz atalım. Pek çok kaynakta Maltaca'nın kaynağının Arapça veya Arapça'nın Sicilya'da gelişmiş bir lehçesi olduğu söyleniyor. Kimi kaynaklarda dilin bundan da öte Fenike diline dayandığı savunulsa da, sanırım bu adadaki bazı yer isimlerinin kökeninin Fenike dilinde olmasından kaynaklanıyormuş. Her durumda Maltaca Avrupa'nın Sami dil ailesinden gelen tek dili ve aynı zamanda bu ailenin Latin alfabesiyle yazılan tek üyesi. Özellikle temel kavramlar ve dilbilgisi kuralları Arapça'dan geliyor. Pek çok sözcük ise İtalyanca ve İngilizce'den ödünç alınmış. Aquilina'nın Maltaca-İngilizce sözlüğündeki 41.000 sözcüğün kökeni üzerinde yapılan bir çalışma, Maltaca söz varlığının %32.41'nin Arapça, %52.46'sının İtalyanca ve özellikle Sicilya, %6.12'sinin ise İngilizce kaynaklı olduğunu göstermiş. Bu haliyle Maltaca yoğun olarak sözcük ödünç alan dillerden sayılıyor.. Ancak belki de adanın tarihi göz önüne alındığında dilin bugünkü durumu eleştirilmeyi değil, takdir edip ders almayı gerektiriyor.

Malta 10. yüzyılda Arap hakimiyetine geçiyor ve uzunca bir süre de böyle kalıyor. Günlük konuşmada çok rastlanan pek çok Arapça sözcük bu dönemden kalma. Kbir( büyük), triq (yol), xemx (güneş), dar(ev), sayf (yaz), sabiha (güzel), bahar (deniz), leyl (gece) gibi. Malta'da günlük konuşmalara kulak misafiri olmak bana kendi dilimizde de kökeninden habersiz olduğumuz ne çok Arapça sözcük olduğunu farkettirdi.

Yazının devamı....

Bağlaçlar

Cümleleri veya aynı görevdeki sözcükleri birbirine bağlayarak aralarında anlam ilgisi kuran sözcüklere denir.

Yapılarına Göre BağlaçlarYalın bağlaçlar:
Herhangi bir ek almamış ya da bir sözcükle birleşmemiş basit sözcüklerdir. Kök halindeki ve, ama, ile, eğer, de, hem, yani gibi sözcükler bu tür bağlaçlardır.

Annesiyle birlikte okula gidecekler. (İle bağlacı)
Ahmet ve Ebru sınıf birinciliğini paylaştılar.
Seninle filme gelirim ama bir şartla!Eğer sınavı geçseydi, bu akşam kutlamaya gidecektik.
Gezmeye gidebiliriz ancak önce temizliği bitirmeliyim.
Buraya kadar geldin de bir bize uğramadın!
Geldiğimizde otlar yemyeşildi ve kuzeydeydi güneş.....
O kadar koşuyor fakat hala kilo veremedi.

Yazının devamı....

22 Nisan 2008 Salı

Büyük Ve Küçük Sesli Uyumu



Dilimizde kullandığımız sesli harfler sekiz tanedir. Çıkış özelliklerine ve dilin durumuna göre "a, ı, o, u" harflerine kalın, "e, i, ö, ü" harflerine ince sesliler deriz.


Büyük Sesli Uyumu


1- Kelimelerin kök ve gövdelerindeki uyumdur.Yani, kelimenin ilk hecesi kalınsa, sonraki heceler kalın, kelimenin ilk hecesi ince ise sonraki heceler ince olur.Aslında esas söylenişi kardaş, alma, ana olan ama sonradan kardeş, elma, anne olarak değişen istisna birkaç kelime bulunmaktadır. (Burada hemen atalarımızın “istisnalar kaideyi bozmaz." sözünü hatırlayalım.)


2- Büyük ses uyumu aynı zamanda kelimelerle ekler arasındaki uyumdur.Yani, son hece ince ise ekler ince olur, son hece kalın ise ekler kalın olur.Yüzlerce ek arasından sadece beş tanesi bu kurala uymaz.Kurala uymayan âsi eklerimiz hangileridir dersek:


Yazının devamı....

1 Şubat 2008 Cuma

"Ortak yazı dili, devlet ve millet dilidir."

Biliyorsunuz bir dil kendi içinde bir takım alt kollara ayrılır. Böylece lehçeler, şiveler ve ağızlar oluşur.
LEHÇE, Bir dilin izlenemeyen ondan ayrılmış koludur.Coğrafi ve kültürel etmenler bu ayrılmada rol oynar.Lehçelerde, ses, şekil ve kelime ayrılıkları çok büyüktür. Bazı dilciler, büyük ayrılıklarda lehçeyi başka bir dil olarak kabul etmeyi de önerirler. Çuvaşça ve Yakutça, Türkçenin lehçeleridir.
Geniş bilgi Punto 'da...

3 Aralık 2007 Pazartesi

"ki " Bağlacı ile "-ki" Ekinin Yazımı

DDD etkinliği için, konu olarak, yazarken ayrı mı, bitişik mi yazılmalı diye tereddüt ettiğimiz "ki" bağlacı ile "-ki" ekinin yazımını seçtim. Şu hususu bir kez daha belirteyim. Dil konusunda uzmanlığım yok. Sadece Türkçe'yi doğru kullanmaya çalışan biriyim.
Yazının devamı Nane ve limon'da...

24 Kasım 2007 Cumartesi

Edebi Sanatlar

Yahya Kemal Beyatlı, "Bu dil ağzımda anamın ak sütüdür" der Türkçe için. Fazıl Hüsnü Dağlarca ise "Türkçem benim ses bayrağım" diye simgeler ana dilimizi bir şiirinde. Kuşkusuz Türkçe milletçe var olmamızın en önemli unsurlarindan biridir. Tarih, kültür ve din birligi dışında insanlari birbirine yaklaştıran, bilgi alişverişinde bulunmasını sağlayan yegane unsurdur dil. Büyük batı medeniyetinin en büyük silahlarından biridir işgal ettiği ya da sömürdüğü topraklardaki yerel halkin dilini unutturmak.
Dilini unutan yerel halk, kültürünü de millet anlayışını da geçmişinde bırakır ve yeni kültür etkisi altında asimile olur. Bunun ornekleri yeryüzünde çok olmasına rağmen benim yakın tarihten aklıma ilk gelen örneği 2. Dünya Savaşı’na kadar Norveçli’lerin Sami ırkına dil konusunda yaptığı baskıdır.
Dilini yozlaştıran, yabancı kelimelerle kirleten, ona sahip çıkmayan, canlı bir varlık olan dili geliştirmeyen bir toplum için milli birlik ve beraberlikten sözedilemez. Yazının devamı Annemin Mutfak Kokusu'nda....

28 Ekim 2007 Pazar

Neden kendi dilimizi kullanmalıyız ve dilimizi yabancı sözcüklerden arındırmalıyız?

Cumhuriyet Bayramımız hepimize kutlu olsun! Nice coşkulu bayramlara hep birlikte ulaşmak dileği ile...

Sonbahar yaprakları gibi dökülen sevdiklerimiz, tek tek vahşice alınan canlar, yurdum insanının çoğunluğunun istemediği ama bir şekilde istiyormuş gibi gösterildiği olaylar. İzinden asla dönmeyeceğim, döndüremeyecekleri Atatürk'ümün içini sızlatacak sözler...

Bardağı taşıran damlalar gibi görünse de, şu an hepimizin birlik olma zamanı. Hepimizin tek bir ağızdan, tek bir gövdeden haykırma, kalkan oluşturma zamanı.

Birlik olmamız için, aynı hedefte birleşme zamanı.

Aynı hedefi belirleyebilmek için de, aynı dili konuşma zamanı!

Bu durumu, yıllardır bizlere anlatmaya çalışan biri var. Örneklerle, yaşadığı olaylarla, şahsen tanıdığı kişilerden alıntılarla, geleceğe ışık tutacak sözleri ile... Eylül ayında Tûba bahsetti kendisinden. Ben de tekrar, onun adı üzerine yazılmış ''Hedef Türkiye'' kitabından ve yazdıklarından bahsetmek, daha doğrusu net bir şekilde anlatabilmek için, alıntı yapmak istiyorum.

Saygı duyduğum, şahsen tanıma şerefine ulaşamadığım ama tanışmayı dilediğim sayın Oktay Sinanoğlu'ndan bahsediyorum.

Kendisi 26 yaşından beri profesör. Uzmanlık alanı kimya. Buluşları var. İki kez Nobel'e aday gösterilmiş. 1935 doğumlu. Konsolos olan babasının görev yeri İtalya'nın Bari şehrinde doğmuş. Kendisi özellikle altını çizerek, ''Orası, kanunlar gereği Türkiye toprağı idi'' diyormuş. Esin Avşar'ın ağabeyi. Bilimle uğraşmasının yanında, yaşadığımız olaylara ışık tutacak, pek çok savı var. Aralarında en sevdiğim Oxford Üniversite'sinin yerleşim planının, Selçuklu medreselerinden alınmış olduğu iddiası. Hatta şu anda Oxford ve Cambridge Üniversiteleri'ndeki cübbelerin de medreselerdeki hocaların cübbelerinden esinlenerek yapıldığını söylüyor. Araştırmasını sizlere bırakarak, ''Hedef Türkiye'' (Otopsi Yayımevi) kitabının 93 - 97 sayfalarında alıntı yapıyorum:

Türkçe Giderse Türkiye Gider!

Yazının devamı....